Çarşamba, Aralık 30, 2015

Yeni yıl gelirken..

Yazmaya çok ara verdim. Öyle bir daldım ki Zeyneb'e, unuttum buraları. Arada girip sevdiğim herkesi okuyorum ama nedendir bilmem bu ara çok özlediğimi farkettim blog yazmayı, okumayı.

Zeynep artık 2 yaşını geçti. 2,5 yaşına doğru yol almakta. 1,5 tan sonrası iyice keyiflenmeye başladı bizim için.

Zor mu? Evet hala zor.. Güzel mi? Evet her geçen gün daha güzel.

Fotoğraflar yazın son günlerinden kalma..

Bu seneden dileğimde; biz büyük insanlar mutlu olmayı, mutlu etmeyi, sevmeyi, iyi olmayı beceremedik.. Kötülük akıyor her yanımızdan.. Bırakalım çocuklar mutlu olsun. Ne olur artık çocuklar üzülmesin, huzurlu, mutlu, güvende olsunlar..















Perşembe, Temmuz 17, 2014

Büyümek

Aklımda milyon tane şey var yapmak istediğim
Hiçbirini yapamıyorum...

11 aylık oldu... Kocaman 11 ay
Nasıl geçtiğini anlamadığım ama aslında her günü 1 ay gibi geçen 11 ay..

11 aydır yalnız dışarı çıkmadım, 11 aydır tek başıma bir kahve içmedim, 11 aydır gözüm onda olmadan yürümedim, 11 aydır deliksiz 5 saat uyumadım, 11 aydır film izlemedim, 11 aydır bir arkadaşımla oturup sohbet etmedim. Seda'nın hayatının pause tuşuna bastık, Zeynep'in hayatını başlattık.



Zeynep çok şey yapıyor ama mutlu oluyorum.

Anne diyor
Baba diyor
Hadi diyor - sabırsız
Hayır diyor - saçma sapan bir şeyi ağzına soktuğunda, saçımı çektiğinde, yüzümü ısırdığında, elindeki yemeği yere attığında "hayır yapma" dedikçe o da bana "hayır" diyor gülerek, oyun sanıyor ve çok mutlu oluyor.




Kendi kendine oynamayı seviyor
Diş çıkartıyor - en sancılı, en memeye yapışmalı, en durup dururken ağlamalısından ve asla tek tek değil her seferde 4 diş arka arkaya..
Geceleri hala çok uyanıyor - kucağıma almazsam, emzirmezsem uyumuyor
Adım atıyor, çok komik oluyor - bunu devamlı yapmak istiyor, elinden tutup evin bütün odalarını günde 5 kez gezdireyim istiyor, annesine bir de bel ağrısı hediye ediyor
Kendi kendine yiyor - yarısı yere, yarısı saça, elinde kalan kırıntılar ağzına
Salıncağı çok seviyor - 6. aydan beri biniyor ve artık park gördüğünden kucağımızdan atlayıp parka gitmek istiyor, kahkahalar atıyor salıncakta, indirirken ağlıyor
Babasının arkasından ağlıyor işe giderken - eve geldiğinde çok mutlu oluyor
Aferin dediğimizde kendisini alkışlıyor
El sallıyor
Müzik duyduğunda ellerini ve ayaklarını sallamaya, çevirmeye başlıyor
Dışarı çıkmayı çok seviyor, her gün gezdirmezsem kesin arıza çıkartıyor
İnsanları çok seviyor - kimseyi yabancılamıyor herkesin kucağına gidiyor, gülüyor ve ben bundan dolayı çok mutlu oluyorum. Bebekleri, çocukları daha çok seviyor

Hep gülüyor, hep kendi kendine yada bizimle konuşuyor. Bende bütün gün evin içinde sohbet ediyorum onunla, ne yapsam anlatıyorum. Bazen kızıyor bana, o zaman kollar ve bacaklar ileri uzatılıp bütün vücut geriliyor yay gibi. Bunu nasıl yapabiliyor bilmiyorum ama çok komik oluyor. Bu hareketi görmek için bile kızdırmak istiyorum bazen. Hep gülsün, hep konuşsun zaten.. İhtiyacım var ses duymaya, onun mutluluğuna..

Mesela şu an salonun orta yerinde kocaman bir çadır var, içinde oyuncakları ile oynuyor. Dünya para verdiğimiz lisanslı oyuncaklara bakmayıp, marketten 3.5 Liraya aldığım plastik fincanlarla en çok..

Ayaklarını çok seviyorum, öpmeye doyamıyorum parmaklarını.. Bugün elimi tutup ayağına götürdü, sevmemi istedi sanırım o da seviyor bunu. Mutlu oldum. Bir de bazen yanımda yattığı nadir zamanlarda, ayakları ağzımda uyanıyorum, tekmeliyor öte git diyor koca yatakta kendine yer bulamıyor ya onu çok seviyorum.. 6. aydan beri kendi odasında yatıyor, daha çok yanımda yatırsam mı acaba demiyor değilim.. Özlerim galiba, evet özlerim.

Çocuk oluyor benim kızım, minik kızım. Eski fotoğraflara bakıyorum ( ne kadar eski olabilirler ki ) minikmiş diyorum, sonra bakıyorum şimdi de minik ama büyüyor.




Bir de çarpı işi yapıyorum bazen, akşamları tükenmemiş olursam.. Doğumdan sonra kendi kendime öğrendim. Terapi gibi.






ve tabi momijiler artıyor..



Hep Zeynep'i anlatmışım, gerçekten anlatacak başka bir şey yok ki.. Çokça yorgunluk, bolca mutluluk, bazen ağlamaklı günler, bolca sıkılma ama bolca eğlenme.. Hep karmakarışık.
Tüm hayatım o minik ellerin arasında...

Hangimiz hangimizi büyütüyor bilmiyorum bazen..

Pazar, Mart 30, 2014

özet..

Haziran belki de Temmuz.. Artık günleri bile karıştırıyorum kaldı ki o zamanı hatırlayayım. Daha Zeynep'in karnımda tekme üstüne tekme attığı, erken geleceğine inancımın tam olduğu zamanlar.. Senelerdir kaktüslerim vardır ama hiç böyle bir güzelliğe rastlamamışım. Hava sıcak, karnım top gibi.. Sıkılmışım, ofluyorum pofluyorum.. Kaktüslerden birinde bir tuhaflık ama o kadar hızlı ki.. Ne olduğunu anlamama bile fırsat vermiyor.. Bir günde, bir anda, bir sabah kalktığımda... Ve geldiği gibi hızlıca gidiyor, 1 günlük ama kocaman bir mutluluk veriyor.

 
 
Ağustos!! İşte bunu unutmam.. Tahmini doğum tarihi geçmiş.. Beklemedeyiz!
Sıkılıyorum..  Göl kenarı, ayçiçekleri, momijiler, biraz fotoğraf çekelim, biraz yürüyelim..

 
 
 
 
 
 
Ah kızım.. Hamileliğim zor, doğumun zor, ilk zamanların hepsinden zor! Ne mesajlar vermeye çalıştı bu çaresiz annen sana.. Kolik dediler, tamam dedik. 40'ı çıksın düzelir dediler, tamam dedik. 3 ay bitsin geçer dediler, tamam dedik. 6 Ay'a kadar sürebilir dediler, tamam dedik. Ne diyecektik ki başka? Aylarca sen ağladın biz ağladık. Ahh kolik..

 

Kış geldi.. Sonbahar hangi ara bitti gitti anlamadan. 4 ayı devirmiştik artık.. Yalnız ama gururlu, kolik ama umutlu.. Bahar bize güzel gelecekti biliyorduk.

 
Zeynep ile ilk yılbaşı!! Uyuyarak girmesi için çok dua ettim, içten içe çok umut bağladım.. Hani nasıl girersek öyle gidermiş ya.. Uyudu!


Uyumadım.. Zeynep uyuduğunda da uyumadım.. Hep bir şeyler yapmaya çalıştım, hayatın hala normal gittiğini kendime ispat olsun diye.. ve yine mesajlar verdim ama bu sefer kendime. 


Yeni çıkan her kitabı aldım, yetmedi en sevdiğim kitapları çıkardım.. Okuyamadım.


Kaktüslerimi sevdim, onları hiç ihmal etmedim. Yeni kaktüsler aldım, saksılarını değiştirdim..



Yetmedi örgü öreceğim dedim, zamanım olmayacağımı bile bile.. Çok sevdim, elimin altında olması bile mutluluk verdi..


Bol bol fotoğraf çektim, hep çektim.. Her ay dönümü, hafta dönümü, her günü, her banyosu, her yemeği, her gülüşü ..


Hayatımıza minik minik havuçlar girdi, yanına patatesler.. Püreler, meyveler.. Zeynep hazırdı belki ama ben değildim.. Off ne kolaydı sadece emzirmek.. O nasıl isterse öyle giden bir sürece girdik..

 
Ve kızımın ilk baharı geldi.. İlk marteniçkasını yaptım. Hep mutlu olsun diye diledim.. Hep mutlu olsun..


Şimdi de yazı bekliyorum, sabırsızım.. Zeynep ile olmak; hem biraz korkmak hem de onun her yeni şeye heyecanı ile mutlu olmak demek... Suyu çok seviyor, o yüzden ilk denize gireceği an için çok heyecanlıyım.


7 ay 18 günlük Zeynep... Hem çok uzun, hem çok kısa geçen 7 ay 18 gün...



 
 
Yorgunum, hem de çok.. Bazen umutlu bazen umutsuzum..
Çok seviyorum...