Cuma, Eylül 14, 2012

Kendini evden dışarı atma çalışması ve çığırtkan anne!!

Kesin kararlıydım bugün.. Evde kalmayacaktım..

Başardım sonunda.. evden çıkamayan makus talimi yendim..

Elime ilk gelen t-shirt'ü pantolonu giydim, kırmızı converseleri geçirdim ayağıma, saçlarımın buklesiyle dalgasıyla hiç uğraşmadım, en tepeden topladım. Evden çıkmaya hazırdım..

Hazırdım da, evden çıkarken sanki 3 günlük yola gider gibi çantasını dolduranlar kabilesinin üyesiyim bende.. Al bir kitap çık evden değil mi? Ama okumak istediğim bir kitap, hazırda okuduğum ve fena halde beni saran 2 kitap olunca "ya diğerini de okumak istersem?" düşüncesi beynimi kemirdiğinden, valiz kıvamındaki çantalarımdan en sevdiğimi aldım.. içine 2 kitap (Akıllıca bir kararla 1Q84 ü evde bıraktım en azından), 3 dergi, 1 defter, kalemlik, fotoğraf makinem ve sanki yanıma almazsam öleceğimi sandığım ıvır zıvırlarımı doldurup sonunda evden çıkabildim.. Nihayetinde evden sadece 5 dk uzaklıkta bir yere gidiyor olmam kocaman bir çanta hazırlamama yine engel olamadı!!

Küçük bir tahta masa bulup kuruldum..


Arkadaşlar da yalnız bırakmadı sağolsunlar..


Uykusuz, Penguen okunmadan olmazdı, hazır yeni sayıları çıkmışken..

Bu arada bende 5 yaşında okula başlamış "şanssız" çocuklardanım.. Çalışan öğretmen annenin, bakacak kimse bulamadığı zavallı çocuk kontenjanından alınmışım okula.. Yaşadığım, yaşattığım zorlukları anlatmak zor.. Hala oyuncaklarla oynadığımı söylememe gerek yok herhalde :) Bazı şeyler eksik kalmış demek ki.. Yaşında güzelmiş herşey.. Sonrasında kendi yaşıtlarımla uyum sağlayamadığımı da eklemek isterim.. Bu durumu kendisini de eğitimci olan, fakat zorunluluklar ve imkansızlıklar sebebi ile kızını erken yaşta okula gönderen ve eğitim sisteminin geldiği duruma, çocukların geleceğinin deneme tahtası üzerine yatırılıp, oynanmasına hayretler içerisinde ve üzülerek bakan annemden dinlemenizi isterdim asıl...


Şehrin Aynaları peşimi bırakmadı ve Yedinci Gün'e yine başlayamadım.


Arada dergimi, arada kitabımı okuyarak karşımdaki manzaranında tadını çıkararak güzel bir gün geçirdim..

 
Ta ki "çocuklu ablaların yan masama oturması" kabusum gerçekleşene kadar! "Çığlık çığlığa bağıracağına git kendin indir o çocuğu salıncaktan be kadin! Dedikodu mu yapacaksın, çocuk mu bakacaksın bir karar ver serzenişlerim" ile keyfim kesintiye uğradı. Neyse ki ters ters bakan tek müşteri ben olmadığımdan kısa sürede ayrıldılar mekandan.
 
Sorun bende mi? Gerçekten bu durumu tuhaf bulan sadece ben miyim? Şimdi çocuğunu dışarıya çıkartıyorsun, eyvallah, ne güzel. O çocuk salıncağa biniyor, ee çok doğal. İyi de madem o çocuk salıncaktan tek başına inebilecek kadar büyük değil, neden başında durmazsın da, uzaktan "ayağınla yavaşlat, sonra in, bak kırıcam kafanı, atlama" diye ciyaklarsın. Yarım yamalak gözlersin o çocuğu da, yanındakine komşunun kızının dedikodusunu yaparsın bağır çağır? Neden gidip yanında durmazsın, ilgilenmezsin? Çocuk bakmak nasıl birşey? Yani hani korumak, kollamak, ilgilenmek? Annelerin de nefes almaya ihtiyacı olduğunu kabul ediyorum ama bu tavır bana çok saçma geliyor..
 
Yaşamadan bilinmez, anlaşılmaz böyle şeyler.. Boşuna konuşuyor da olabilirim.. Yaşayıp görücez!

4 yorum:

  1. Balkondaki sokak kedisinin bile sorumluluğunu alan bizim gibi insanlar, bir çocuğun şuursuz bir şekilde bakılmasını anlayamayız..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygularıma tercüman oldunuz, teşekkür ederim.

      Sil
  2. Bekarken bu tip anne babalara söylenen bir arkadaşım, evlenip çocuk sahibi olduktan sonra şöyle demişti;" gidip o söylendiğim ana babalardan özür dilemek istiyorum " :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının sonunda özellikle yaşanmadan bilinmez dedim zaten, çünkü anne değilim bilmiyorum :)) yine de çocuk salıncaktan düşmek üzereyken, bağırmak yerine kalkıp giderim diye düşünüyorum. yaşayıp görücez :))

      Sil