Salı, Eylül 25, 2012

Sol Ayağım - My Left Foot

Uzun zamandır filmi bende beklerken, geçen gün 2. el kitaplar satan bir dükkanda, onca kitap arasında karşıma çıktı. Filmi biraz daha bekleyebilir dedim ve hemen kitaba başladım. 2 günde bitti. Pek huyum olmamakla birlikte -genelde filmler de yada kitaplarda ağlamam- ilk bölümde ağlamamak için zor tuttum kendimi.



Christy Brown (5 Haziran 1932 – 6 Eylül 1981) İrlandalı yazar ve ressam. Beyin felci sonucunda, doğumundan itibaren konuşma, hareket etme yetileri yoktu. Zamanla sol ayağını kullanarak, yazmayı, okumayı öğrendi. Sol ayağı ile resim yapmayı başardı ve kitaplar yazdı. Bu kitap kendi hayat hikayesidir.

Kitapta beni en çok etkileyen annesinin ona olan inancı ve ailesinin asla onu yalnız bırakmaması oldu. Ne durumda olursanız olun, size inanan birilerinin olması başarının en büyük anahtarı belki de.
Bu kitabı yazabilmek için bile ne kadar çok çaba sarfettiğini, bazen umutsuzluğa düştüğünü, iç dünyasının karmaşasını, kendini farkettiği zaman yaşadığı çöküşü ama sonra yeniden çıkışını hayranlıkla okuyacaksınız. Ben çok içtenlikle yazılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Beni çok etkiledi. Asla acıma duygusu taşımadan, hayranlık uyandırdı bende.

Filmi de izledim, film ile ilgili yorumum ise burada; My Left Foot Filmi seyretmenizi de tavsiye ediyorum, oyunculuklar gerçekten çok iyi ama filmi izleseniz bile kitap bence kesinlikle okumalı.


"Acı çeken bu insanları gördükçe kafamda yeni bir ışık yandı. Dehşete kapıldım; dünyada bu kadar çok acı çeken insan olduğunu bilmiyordum. Kendini küçük kabuğuna hapsetmiş bir salyangoz gibi, dışarıdaki kalabalık dünyayı yeni yeni görmeye başlıyordum. Beni asıl şaşırtan, bunca sakat olması değildi. Çoğunun durumu benimkinden daha kötüydü.

O zamana kadar bunun mümkün olabileceğini düşünmemiştim. Birden bunca zamandır kör olduğumu; benim acılarımın diğer insanların acıları yanında hiç kaldığını hissetmeye başlamıştım. "

Bizim acılarımız? Şımarıklığımız mı demek gerek aslında? Bu insan bu satırları yazabiliyorsa, sanırım bizim susmamız gerekiyor..


2 yorum:

  1. Şımarıklığımız elbette.
    Eşim hastanede uzun süre yatmak zorunda kaldığında ben de onunla kaldım birkaç yıl önce ve ilk hastane deneyimimdi. Çok etkilendim, bir gezegende yaşar gibiydim. Günlük yaşamda ne kadar aptalca şeylere üzüldüğümüzü, vaktimizi ne kadar boşa harcadığımızı daha iyi anladım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok geçmiş olsun öncelikle, umarım bir daha yaşamak zorunda kalmazsınız.. Farkedebilmek de güzel aslında. Daha anlamlı olur belki kalan yaşamımız.

      Sil