Pazar, Eylül 16, 2012

Yaktın beni Hugo!?


Beni bir kerecik dinler misiniz? Hep siz konuştunuz!!

Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum. Bu hikâyenin içinde ne yaptığımı bile bilmiyorum. Rolüm ne? Başroldeki kadının neyi oluyorum? Evin beyi nerede? Katil uşak mı? Kötü kalpli şirret kadın rolünü bana kim biçti? Ben öyle kahkahalar atamam ki. Ben kimseyi üzemem ki! Niye sizinleyim, siz kimsiniz?

Yanlış kişiler. Yanlış hikâyeler. Yanlış zamanlar.

Sizi üzen ben değilim. Yanlış biliyorsunuz? Kötü kalpli kraliçe de ben değilim, pamuk prenseste, ki üvey annem bile var aslında ama cücelerim yok. Külkedisi olmaya da uygun olabilirim ama siz orada da beni kötü üvey kız kardeşlerden biri yaparsınız değil mi?  İlla bir hikâye de olmam gerekiyorsa ki hikâye bana fazla, benim adım ancak bir oyunda geçer. O da olsa olsa Hugo olur. Bende bir türlü kurtaramadığı, zindan da mahsur kalan karısı.. Beceriksiz çocukların telefon tuşlarıyla kurtarmaya çalıştığı bir hayatım olur. Hugo da hiç gelemez, hep ayağı takılır tökezler, uçurumlardan düşer.

Benimle ilgili yargılara varıyorsunuz. Beni ne kadar tanıyorsunuz? Nerede olduğumu bile bilmiyorsunuz. Sizi tanımıyorum ki ben, siz beni tanıyasınız. 

Sizi duymamak için daha da yüksek sesle ağlamak zorunda kalacağım biliyor musunuz?

Sonra konuşuyorsunuz, durmadan konuşuyorsunuz. Beni sevmiyorsunuz. Sebebini bilmem, anlamam gerekiyor. Ama kusura bakmayın bilmiyorum! Açıklamıyorsunuz da. Suçlar bakışlarınız. Suratınızda nefret ifadesi. Sözleriniz bıçak gibi. Ne yaptığımı kimse söylemiyor. Ne yaptım ben? Gerçekten bilmiyorum.

Özür diler misiniz benden, af diler misiniz? Lütfen bana bir sebep gösterir misiniz? Kılıfına uydurmam gerekiyor..

Sizi affetmem gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder