Pazartesi, Ekim 29, 2012

Dalgalı ama ne dalgalı...

Dikiş nakış çalışması yapacak insanın evinde makas - iğne ve iplik olmaması ne ironiktir değil mi?? Ayıplayabilirsiniz ..

Sabah 10 gibi düştüm yollara.. Yola dediysem hemen aşağıdaki caddeye.. 4 ay oldu burdayım ama hala nerede ne var pek bilmiyorum.. Çok ilgiliyim değil mi??

İğnemi ipliğimi aldım, makas bulamadım. Evde bulunan küçücük makasla kumaşı hiç etmek istemedim. Dikiş mevzu yarına kaldı..

Çıkmışken yürüyüş yapayım, nerede ne varmış dedim.. Yolun sonu sahil oldu yine..

Deniz çok dalgalıydı.. Biraz oturdum kıyısında..


Bütün pislikleri kusmuş gibiydi..


2 gündür devam eden rüzgar ise hiç hız kesmemiş... Yağmur yağsa, rüzgar esse, azıcık hava soğusa hasta olan ve hemen baş ağrıları başlayan bir insan olarak fazla kalamadım. Tabiki bir Seda klasiği olarak ben yine ince giyinmiştim. T-shirt'ümün üzerine pufidik yelek giymiş olmam bile büyük bir başarı... Çünkü kar yağınca üstüne mont giyilmiyor ama bu kalın hırkanın diyerek, hırka ile dışarı çıkan, banane benim için yaz geldi diye yağmurda beyaz converse giyen, özetle "benim canım bugün bunu giymek istedi" bahanesi eşliğinde kar kış demeden canının istediğini giyip gezen de benim.. Mevsime göre giyinmek diye bir tanımım yok.. Canımın ne istediği gibi bir tanımım var..


Dikiş yalan olunca, son zamanlarda izlediğim filmlerden bazılarını yazdım diğer bloguma. Sonrası birazcık şu hayatın anlamını çözeyim, okuyayım diyerek, eski ama hiç eskimeyen kitapları karıştırma, not alma..


Ben sanırım işsizlikten ölücem yakında!! Bir gün hık diye gideceğim, artık kalbim dayanmayacak, tencerelerin, toz bezlerinin, vileda sopasının, doğranacak pişirilecek sebzelerin arasında beni bulacaksınız..

Bulduğum yerlere uzağım, yakındaki yerler beni istemiyor. Bu olur dediğim ilanın sonunda "erkek" arıyoruz yazıyor!! Ne iş seçmişim bende 10 ilandan 7 si erkek istiyor!! Olmuyor işte, olmuyor.. Bir şekilde olmuyor.. Benim bu dönem evde olmam gerekiyor herhalde.. Benim için plan buymuş demekki ama bünye bu planı kaldıramıyor, kabul etmiyor. Sisteme ait olmayan bir virüs gibi dışarı atmaya çalışıyor. Kabullensem faydası olacak mı?

Kitap okuyorum, bolca film izliyorum ki en büyük zevkim şu hayatta, blog macerası bile sinema aşkı ile başladı, ahşap boyamalar yapıyorum, incik boncuklar var, şimdi kumaşlar, dikişe sardım, fotoğraf hep var, 2 tane blog var, yazıyorum, Bir de evin işleri var..  Ama yetmiyor işte.. Ben dolu dolu geçiremiyorum bir günü ve "boşa gidiyor" hissinden kurtulamıyorum. Buna alışkın değilim. Boş kalmaya, boş durmaya, yeni bir şeyler yapmamaya, öğrenmemeye, üretmemeye.. Yaptıklarımda yetmiyor işte.. Hep kocaman bir boşluk.. Sevemedim buraları da, fazla sessiz, çok sessiz..

Bunalıma gireceğim, durdurmayın!! Hatta girdim bile.. Cümlemize hayırlı olsun..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder