Pazartesi, Ekim 15, 2012

Nereye doğru?

Nereye gidiyoruz? Nereye koşuyoruz?

Gözlerimizi kapatmışız kendimizden başka herşeye. Duyarsızlığımız gözlerimizin önüne öyle kalın bir perde çekmiş ki, karanlığından kendimizi bile göremez olmuşuz. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın sözünü ne zaman bu kadar benimsedik. O yılan biz olmuşuz onu bile göremedik!!

Hamile bir kadına yer vermeyip, onun 45 dk dolu boyunca itiş kakış dolu bir metrobüste yolculuk yapmasına, uyuyor taklidi yaparak müsade edecek kadar duyarsız olmamıza ne sebep oldu. O kadın bizim karımız olsa herkese küfürler ederek, insanlığa lanet okuyacak olanlarda biziz. Yazılmamış kurallar, iyi niyet ne zaman sadece bizim için geçerli oldu? İnsanlık ne zaman sadece sizin, bizim emrimize verildi? Peki senin otobüse bindikten 1 dk sonra uyumuş olamayacağını farkeden bu gözlere ne demeli? Biz bir zamanlar utanırdık. Utanmak diye bir şey vardı.

Hiçbirşeye tahammülümüz yok, saygımız yok, "ben" diye bir duvar örmüşüz, aman kimse o duvara yaklaşmasın, aman sakın ola sen o kurduğun duvarın arkasından bir yudum iyilik, bir yudum anlayış çıkartıp verme etrafındakilere.

Benim şikayetim var. Çünkü bu kadar saygısızlık, kötü niyet ve bencillik içinde, ben olduğum gibi kalmak için çaba sarfetmek zorunda kalıyorum. Kasiyere günaydın diyerek gülümsemek, marketten kolay gelsin diyerek çıkmak bile tuhaf karşılanıyorsa artık, her akşam kapımın önünde benim dairemin park yerine arabasını park eden sokağın diğer ucundaki binada oturan insanın, burası bu evin özel park yeri, otoparkı diyerek saygı göstermesini beklemem çok fazla değil mi? Ben her akşam arabamı park etmek için yer aramak zorundayım ama benim aslında kapımın önünde, apartmanın sınırları içinde park yerim var!! Çünkü saygı göstermek çok zor, başkalarının haklarını çiğnemek ise çok kolay. Ama ben gidip o adamın park yerine arabamı bıraksam, kapıma dayanması ne kadar sürer acaba??

Sıkıldım artık herşeyden, çok fazla bıktım. Hak yemek, görmemezlikten gelmek, saygısızlık, bir de kocaman insanlara dert anlatmak zorunda kalmak.. Anlatılacak bir şey yok ki.. Sen benim hayatımı zorlaştır, ben buna katlanayım. Çünkü ben doğarken bu bana kodlanmamış..

Bir dükkanın önünde, cam bir demlik vardı, çarptım düştü.. Satınalmak istedim, adam müsade etmedi, zaten kırılmamış ben kırdım sanıyorum, telaşla alma derdindeyim.. Adam bana gerek yok diyor, ben deli gibi özür diliyorum. Burada tuhaf olan şey, adamın buna şaşırması, insanlar kırıp geçiyorlar, arkalarından sesleniyorum bakmıyorlar bile dedi. Benim özür dilemem tuhaf değil, benim o şeyi satın almak istemem de tuhaf değil. Ben mükemmel insanım aman da ne düşünceliyim de değil burada anlatmak istediğim. Zaten olması gereken bu! Sorun en başından burada zaten, benim yaptığım sadece "olması gereken".

İnsanlar artık böyle yada hep böylelerdi ben yeni farkediyorum. Kırıp, geçip dönüp arkalarına bile bakmıyorlar.. En kötüsü bunu, sadece eşyalara değil, başka insanlarında hayatlarına yapmaları..







2 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/anne-kurt-ne-demek-1448

    YanıtlaSil