Cuma, Ağustos 31, 2012

Şehrin Aynaları

Elimde okuduğum kitaplar olduğu halde, bugün gözüm bu kitaba takıldı. Elif Şafak'ın tüm kitapları elimde var. Bir sıra gözetmeden, hangisini okumak istersem onunla başladım hep. Şehrin Aynaları'na sıra gelmemiş demek ki. Kitaplarımın hiçbirini hemen okumak için almam zaten, okumak istediğim an elimin altında olmaları, kitaplığımı şereflendirmeleri için alırım. Sanırım her kitabın bir okunma zamanı, bir ruh hali var..


Aynı anda bir çok kitap okumayı sevdiğimden Şehrin Aynaları'da okunanların içerisinde yerini alacak.


Bir şehre girince benim en çok sokaklar dikkatimi çeker. Bir Şehir'de sokaklar ne kadar güzelse, ne kadar özenliyse o kadar güzeldir şehir benim için.. Bakalım bu Şehir nasıl bir şehir?


".... Bazen hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiliğiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum. "

Çekirdekler, tarlalar, gezmeler..

Arada sırada gidip fotoğraf çektiğim bir yer var.. Bildiğin göl ve tarlalar :)

Haziran sonu gibi buğdaylar güzel olur, biçilmeden gitmek lazım. Ağustos başı gibi Ayçiçeklerinin zamanı, harika görüntüler olur gitmek lazım.. Kışın yollar çok çamurlu değilse yalnız kalmak için, sırf hava almak için gitmek lazım.. Bana iyi geliyor, çok seviyorum.


İstanbul'da arada bina görmeden uçsuz bucaksız yerler olduğunu bilmek iyi geliyor belki de. Nefes almak için..

Bu sene ayçiçeklerine yetişemedim, gittiğimde çekirdek olmuşlardı..



Bir kaç bebek ayçiçeği vardı sadece, sanırım biraz geç kalmışlar :)





Sapsarı ve kocaman olduklarında mükemmel görünen bu tarla, şimdi gözüme biraz üzücü göründü..

Dönüşte şirin! bir arkadaşla karşılaştık. Kendisi Sivas Kangal ve yabancılardan pek hoşlanmıyormuş. Biz de kendisini rahatsız etmeyelim dedik :)


Bunlar da geçen senelerde aynı yerler de çektiğim fotoğraflar.. Bunlarla karşılaştırınca bu gezim pek verimli geçmemiş gibi :) Zamanını kaçırmamak lazım hiçbirşeyin..

Ayçiçeklerinden;




 

Buğdaylardan;






Balıklarla kahvaltı

Yalnızken bırak kahvaltı yapmayı, bütün gün yemek yemeyip sadece kahve ile günü bitiren ben, birisi dışarıda kahvaltı yapalım dediğinde (hele de deniz, göl farketmez yeter ki su kenarı bir yer olsun) canavara dönüyorum.

Bu sabahta, gecenin bilmem köründe yatmış olmama rağmen saat 10:00 da "hava çok güzel bugün, sahil de çok güzeldir hadi dışarıda kahvaltı yapalım" şeklinde bir telefon alınca, sanırım 20 dk da falan hazırdım :)

Sahil de minik şirin yerlerden birinde dibimizde balıklarla kahvaltı yaptık..


 Kimse ben fotoğraf çekmemi bitirene kadar kahvaltıya başlayamaz :)


Onlarca çeşit kahvaltılığı masaya dizen yerleri pek sevmiyorum açıkcası. Allah aşkına ne kadarını yiyebiliriz ki? Azıcık zeytin, domates, peynir, biraz reçel yeter de artar bile.. Yanında gülüp, eğlenecek birileri olduktan sonra..

Perşembe, Ağustos 30, 2012

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun..

Birilerinin kutla ya da kutlama demesine gerek yok.. Bu kimsenin iradesinde değil, milletin iradesindedir..

Camlardaki Türk Bayrakları da bunu kanıtlıyor sanıyorum..

Zafer Bayramımız kutlu olsun..

Lomocuklarım :)

Bir şeyi çok istersen olur gibi bir şey yazarsam buraya, fotoğraf makinelerime kavuşmama yardımcı olacak arkadaşım ben öldürebilir o yüzden yazmıyorum :)

Sadece bu fotoğraf makinelerini çok istiyorum, eğer bana gelirlerse çok sevineceğim bunu da çok iyi biliyorum..

Evet Türkiye'de var onu da biliyorum ama her konuda kazıklanmaktan bıkmış olan bünyem, yurtdışı seçeneğini değerlendirmeden Türkiye'den almamakta kararlı!!!

Yeni sevgililerimle tanıştırayım.. (Zaman yaklaştıkça benim oldular gibi sahiplendim kendilerini)


ActionSampler Transparent                                       
http://turkey.shop.lomography.com/cameras/actionsampelr-clear
                
Diana F+ Mr. Pink     
http://turkey.shop.lomography.com/cameras/diana-f-cameras/diana-f-mr-pink

                                


Diana F+ CMYK  (Mr. Pink olmazsa diğer seçeneğim)
http://turkey.shop.lomography.com/cameras/diana-f-cameras/diana-f-cmyk

Seçenekler çok fazla, hepsi birbirinden güzel, karar vermek çok zor. Beni en çok mutlu edeceğini düşündüğüm makineleri seçtim.

İlk analog makinem, sonra bir anda süprizli bir şekilde gelen Zenit, digital makineler ve en son DSLR, yeni objektifler...

Bunun sonu yok farkındayım.. Sırada su altında fotoğraf çekeceğim bir makine ve bir kaç objektif daha var.. Yavaş yavaş da olsa kavuşuyorum hepsine.. Onlar gelince de illa ki yeni bir makine, objektif bulurum isteyecek biliyorum..



Çarşamba, Ağustos 29, 2012

Buğu..

Bu gece böyle..

Biraz kırmızı, biraz sessiz, biraz loş..

Bazen bazı şeyleri daha iyi görmek için ışıkları kapatmak gerekir.. Işıl ışıl değil, az ışık, az karanlık..



Bazen kafanın içindeki sesleri daha iyi duymak için sessizlik gerekir..


Bırak buğulansın..

Salı, Ağustos 28, 2012

Yağmur.. trençkot.. kazıklanmak..

Ben değil miydim daha bir kaç hafta önce sıcaklardan şikayet eden..

Kaçan balık büyük olurmuş.. Dün gece hiç beklemediğim şekilde yağan yağmur, camları kapatmama sebep olan soğuk yaz'ın bittiğini farkettirdi.. Ama biz daha denize gidecektik ki diye üzülürek farkettim ki sonbahar geliyor..

Bugün evden çıkarken ince bir mont bile giydim. Dengesizim, çok üşürüm..

Mont demişken, geçen günler de Koton'da trençkot dediğimiz ince montların indirimde olduğunu gördüm, hiç gereği ve yeri değilken tabiki 2 tane aldım ( Kadınım ben, alırım!)

Alırken farketmemiştim ama eve gelince şu aşağıdaki etiket bana kazıklanmanın dayanılmaz hafifliğini hissettirdi..

Sezonda olsa ve ben o trençkotu çok beğensem -ki beğendim- alırdım, kendimi biliyorum.. Sezonda karşıma çıkmaması şansım mı artık bilmiyorum..

İndirim güzelde.. Sanki bu "biz bunları size zaten bu fiyata satarız, ederi, gideri bu ama koyuyoruz üstüne fahiş fiyatları, baktık alıyorsunuz hiç dokunmuyoruz, sonra indirim diye bir daha satıyoruz, ee o zaman da koşup alıyorsunuz" demek gibi geliyor.. Mantıklı bir fiyata indir bari de gözümüze sokma eyy mağaza..

Sağolun yaa.. Neyin ederi ne kadardır anlayabilme yetisi istiyorum.. Acilen.. Alışverişim geldi çünkü..





Pazartesi, Ağustos 27, 2012

Kediler(im)

"Benim bütün çabam, kimseye muhtaç olmadan yaşamak. İnsanlar hiçbir şeyimi almazlarsa, bana çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse, yeterince iyilik etmiş sayılırlar. "

Sokaklarda, araba altlarında, bahçelerde, camlarda, deniz kenarında.. Her yerde.. Bir çok kişinin görmediği, bakmadığı, sevmediği, çığlık çığlığa kovduğu kediler..

Benim ise, çok gürültülü bir yerde bile olsam seslerini duyduğum, mamalarını, sularını asla eksik etmediğim, eğer isterlerse sevdiğim, rahatsız oluyorlarsa uzaktan izlemekle yetindiğim minik canlar..


Bugüne kadar onlar için yaptığım en uç şey, çöp konteynırının içine yemek bulma umudu ile girmiş ama çöp kutusu boş olunca, ne karnını doyurabilmiş ne de dışarı çıkabilmiş el kadar bebek kedicik için çöp konteynırına girmek olmuştu. (Benden iğrenebilirsiniz, sorun yok)


Elime fotoğraf makinemi aldığım ilk günden beri fotoğraflarını çekerim, binlerce kedi fotoğrafım vardır. Hiç bıkmam, hiç üşenmem.. Onlar benim kedilerim..


Ben bir kedi tarafından burnundan ısırılarak uyanmanın güzelliğini, eve döndüğüm de yerlere yatarak beni karşılamasının mutluluğunu biliyorum. Sokakta bir arabanın altından çıkardığım, sokağa atılmış ve terkedilmiş iran kedisinin, bir daha terkedilmemek için koynumda uyuduğunu, yanından her kalktığımda deli gibi uyanıp evde peşimde dolaşmasının üzüntüsünü de biliyorum. Sahiplendirdiğim de evimden gitmemek için, bütün evi nasıl birbirine kattığını, gözlerime nasıl baktığının çaresizliğini de biliyorum..


Bu dünyayı onlar için yaşanılmaz hale biz getirdik. Bu kocaman evleri biz diktik, bu kocaman yolları biz yaptık, arabalarımızı onların üzerine biz sürdük, onları çöplerimizi yemeye biz mahkum ettik, bahçelerini, koşup oynacakları, güvenle yavrularını saklayacakları yerleri biz yok ettik. Bu dünya bizimdi, biz insandık!! Herşeye hakkımız vardı.. Vicdanımız yoktu ama..


Sonra yetmedi, öldürdük onları. Zehirledik.. Toplattık.. Kocaman binalarımızın bir avuç bahçelerine sığdıramadık, kovduk.. Bir kedinin, köpeğin ne zararı olur demedik. Onlarda can demedik. Bir kap suyu fazla gördük, kendimiz koymadık o suyu ama o da yetmedi, su koyanların kaplarını da attık, suları döktük. Apartman toplantıları yaptık, o kediler gidecek diye.. Şikayetler ettik.. Yazılar astık koca koca, bilmiş tavırlarımızla..


Bu dünyayı paylaşamadık, evlerimizi bırak, bahçelerimizi, sokaklarımızı paylaşamadık.. Gözümüz görmesin de ne olursa olsun dedik.. Çocuklarımıza elleme pis dedik, seven insanlara hasta gözüyle baktık, "aman o kadın hayvanlara sarmış, deli" dedik.. Kucağına alan birini görünce, ay pirelenirsin dedik. Cahillik baki kalıyor, hiç okumadık, öğrenmedik.. Bir insanın bir günde döktüğü saç telinden daha az dökülür bir kedinin tüyü bilmedik, kedilerden temiz olamaz bir insan bilmedik.. Günün yarısını kendisini yalayıp temizleyen bir hayvanın pis olduğunu iddia ettik, hayvan nede olsa.. Hayvan..

Hayvanlardan farkımız aklımızdı ya onu da kullanmadık.. Bir hayvan kadar vicdanlı olamadık..


Ben senelerce kocaman bir sitenin, kocaman bahçesinde (insanların ayrı oturma yeri ,çardağın olduğu, bir o kadar da sadece çiçeklerin olduğu bir bahçe) 3-5 kedi ile yaşayamayan insanları gördüm.. Şimdi ben yokum artık o site de.. Benimle birlikte, gece yarısı aman kimse görmesin de kavga etmeyelim diye kedilerin mamasını, suyunu veren, köpeklerin ekmeğini koyan kişi de tatile gidince.. Kaldı kediler.. Kalmasınlar diye, koca sitede bir çok kişiye mama bırakıldığı halde, zahmet edip kimse inmemiş bahçeye.. Bir kap sularını, bir kap mamalarını koymamış.. Bir poşetten, bir kaba mama koymak gerçekten bu kadar zor olabilir mi?? Her akşam onun bunun kızının dedikodusunu yapmak için bahçeye inen ablalar, o mamayı koyamamışlar.. Aylarca mamalar verilen kişiler de, hiç dokunulmamış olarak kalmış.. Malaları alırken şirin şirin tabi ki koyarız diyen insanlar, sonra nedense cevap verememişler.. Mamaları geri vermişler bunun yerine..

Fıstık..

Ve fıstık, senelerce beni kapıda bekleyen fıstık, kaçta gelirsem geleyim bahçenin kapısından girdiğim anda, bana koşan, ayaklarıma dolanan, benimle apartmana giren, asansörle 7. kata çıkan, kapımın önünde benimle oynayan, sonra anneme doğru bir bakış atıp geri dönen fıstık.. Soğukta, yağmurda, karda kim ne derse desin apartmana aldığım fıstık.. Artık yok.. Öldü..

Veteriner, ilaçlar fayda etmedi..

Kimsenin umurumda değil biliyorum ama benim çok umurumda işte.. Ben o can'a üzülüyorum. Onu özlüyorum. Sokakta ölen ilk kedi değil, son da olmayacak biliyorum..

Ben her akşam kapıda bana doğru koşan bir kedinin sevgisinin ne demek olduğunu biliyorum.. Siz bilmeyin, ben biliyorum..


Pazar, Ağustos 26, 2012

Leyla'nın Evi

Kitabı bitirdim. Bir solukta desem yeridir.

Leyla, Rukiye - Roxy ve Ali Yekta Bey..

Rukiyenin ailesi, Ali Yekta Bey'in oğlu, gelini, Boğaziçi'nde yaşananlar, İstanbul'un karışık yapısı.

3 farklı zaman, 3 farklı hayat. Bir araya gelmesi pek mümkün olmayan insanlar. Hepsi de hayatlarında hiç ummadıkları yerlere geliyor, ummadıkları sonlara. Yakın tarih, evler, evlerin el değiştirmesi, şehirlerin el değiştirmesi, bir ülkenin kuruluşu, gurbette ki insanlar, hep gurbette yaşayan insanlar..

Anlatmaya başlarsam çok şey yazarım, genelde film yazarken de herşeyi yazma tutkum bazen okuyanlarda nefret uyandırıyor bile olabilir :) O yüzden fazla yazmasam daha iyi bence ..

Ben sevdim, bir çırpıda okudum, çok şey öğrendim.
Okursanız pişman olmazsınız diye düşünüyorum.

Bugünlük

Bugünü hiç birşey yapmadan evde oturma günü ilan ediyorum..

Demek isterdim hatta sabah dedim ama benim gibi bir insanın pek yerinde durması mümkün değil..

Neyse ki kafada ki işleri bitirdim..

Ucundan bir film izledim ve artık "Leyla'nın Evi" romanına kaldığım yerden devam edebilirim..

Dün akşam uykudan önce biraz okudum ve ilk 30 sayfada bile beni kendisine bağlamayı başardı. Hüzünlü bir başlangıcı var kitabın benim için ve sonrası için merak uyandırdı.



Bir de benim için özel yapılmış buzlu kahve bulunca kitabın yanında keyfime diyecek yok..

Hayatı paylaş..

Mesajım çok açık..

"Hayatı paylaşmak" :))


Doğru insanlarla paylaşarak... 

Cuma, Ağustos 24, 2012

Doğum şeklini seçemezsin, ama..

Evet biliyorum bu kitaba fazla sardım son zamanlar da..

Ama belki de tamamen ruh halim ile ilgili, kitaptaki başlıklar bile beni fazla etkiliyor.

Kimsenin ölüm şeklini seçmemesini dileyerek başlamalıyım sanırım, kitapta o kısımda anlatılan farklı bir durum çünkü..


Ben o ama'yı farklı şekilde tamamlamak istiyorum. Doğum şeklini seçemezsin, ama nasıl yaşayacağını seçebilirsin. Nasıl bir insan olacağını, nasıl hatırlanacağını seçebilirsin.. İnsanlara nasıl davranacağını seçebilirsin.. Yaptığın kötülük ve iyiliklerin sayısını belirleyebilirsin.. Hadi iyi biri olamadın, olma ama içindeki kötülüğe dur diyebilirsin..

Minik hesaplarla, basit çıkarlarla ağzından çıkan cümlelerin, içinde o hainliğin zerresini barındırmayan insanların hayatında deprem etkisi yaratacağını düşünmelisin..

Ama pardon herkes karşısındakini kendi gibi biliyordu değil mi? Bak işte o insanların hatası da bu oldu..Öğreniliyor ama acı da olsa.. Öğreniliyor..




akşam akşam..

Siz de kafa bir dünya olunca evi kırklayıp, yemeğe saranlardan mısınız? Merhaba hepinize merhaba..

2 kişi yaşanan bir evde 10 kişilik yemek neden yapılır sorusunun cevabı bir üst paragrafta.. Biri gelsin yesin şu yemekleri.. Bu sıcakta bir insanın karışık kızartma yapmasının başka açıklaması olamaz zaten değil mi?

Kendimi parçalama seansım bitip, yemeklerin küçük bir kısmı da olsa yendikten sonra, benim hava almam lazım artık çığlıklarımla kendimi deniz, kum ikilisinde buldum. Güneş yoktu ne yazık ki, yemek seansından sonra benim tekrardan ortalığı kırklamam da biraz sürdüğü için, saati 21.00 ettiğimden kendisi dinlenmeye çekilmişti, bende arkadaşı ay ile idare ettim.

Fotoğraf cep telefonu ile çekildiğinden biraz kötü, ay da tabiki damla şeklinde değildi :)


Okunacak ktaplar, alınacak kitaplar listesi uzaya dursun, kitap görünce dayanamayan bünye eve eli boş dönmedi..

Ahmet Ümit'in bir çok kitabını okudum fakat Beyoğlu Rapsodisi yoktu. Bir yazarı sevince bütün kitapları bende olsun, seriyi tamamlayayım alışkanlığımdan dolayı hemen aldım.

Leyla'nın Evi ile ise sanırım geç tanıştım. Haberdar olduğum ama nedense bir türlü almadığım bir kitaptı. Bu sefer kaçamadı benden.


Sonra bu kadar temiz hava bize fazla hemen eve kapatalım kendimizi diye nedense koşa koşa eve döndük, benim önlenemez birşeyler alma durumuma önlem olsun diye de olabilir !!

Film izlemek evde her gün yapılan standart bir durum olduğundan, film seçme moduna girdik. Bu sefer ben seçmek istemiyorum, filmi koyun başlasın dedim. Demez olaydım.. Hiç şeytan, melek, tanrı, ölümler modumda değildim ama Constantine filmi ile burun buruna gelince ee izleyelim bari diye başladım. Film evet güzel. Sandman'ın çizgi romanlarından zaten aşinayız mevzuya. Ama benim kafa dün ilk defa saçma sapan romantik komedi istiyordu!!

Bir günü daha böyle yedim..

Ev temiz, yemeğim var, kitabım var, kahvem var.. Sanırım biraz sakin olup oturabilirim bugün..

Çarşamba, Ağustos 22, 2012

Bayram nasıl geçer..

Benim için bayramlar güzel geçmez, geçemez...

Bazı şeyler, bazı insanları bazı zamanlarda daha çok üzer çünkü..

Bayramları sevmeyen bir tek ben olamam değil mi?

Umarım herkesin bayramı "istediği" gibi geçmiştir.

Benim için işkence tadında geçen bayramın son günü, aşağıdaki minicik şirin köpecik ile sevinç doldu..

Bir anda 6 tanesi etrafımı sarınca sevinçten ölebilirim sandım ama fazla sevindim ve fazla tepki verdim sanırım ki, sevinç çığlıklarım hepsini bir anda kaçırdı!! Bir tanesi ile sonunda dost olduk, elime alınca bırakmam zor oldu tabi.. Keşke hepsini alıp minik evime doldurabilsem, keşke kedilerim, köpeklerim mutlu mesut yaşasam.. Çok mutlu olurum biliyorum.

Hayvanlara olan sevgim çocukluktan beri var, benim için onlar hayatın güzel olduğunu anlamama sebep.. Bir kedinin kucağıma gelip yatmasını, bir köpeğin minik patilerini bacaklarıma dayayıp üzerime tırmanmaya çalışmasını hiçbirşeye değişmem sanırım..



Yalansız, çıkarsız tek dostluk sanırım.. Bu aralar insanlarla aram zaten iyi değil!! Dostluk kavramım zedelendi..

Bir bayram yazısı da işte böyle karıştırılıp, arada kaynar.. yazmak istemeyince böyle oluyor demek ki..

Cumartesi, Ağustos 18, 2012

Deniz enerjisi..

Bana sadece güneş yetmiyor.. Deniz görmeden yaşayamayanlardanım ben..

Akşam üstü deniz çağırdı bende gittim :)

O saatler de ayakların kurumama ve ayakkabıyı kumlu ayaklarla giyme sonunda hem ayakkabıyı batırma hem de eve gelince "biri beni banyoya taşısın" diye yalvarma sorunları olsa da.. Yine olsa yine yaparım, yapacağımdan eminim. Kendimi banyoya taşıttım zaten, sorun yok.. :)



Bu sefer efektleri biraz abartıp, fotoğrafı da batırmışım farkındayım!!

Cuma, Ağustos 17, 2012

Kitap Kuleleri

Sevgili Leylak Dalı sayesinde haberdar olduğum Euphoric 'in güzel mi güzel "kitap kulelerimizi yayınlayalım" fikrine bende katılmak istedim.

Hali hazırda okuduğum kitaplarım bunlar; (Aynı anda bir kaç kitap okumayı seviyorum) Öncelik 1Q84'te..

(Şahane hatalar kitabı bir hata sonucu alınmıştır :) ben tavsiye edemeyeceğim, aldığıma pişmanım)



Ev taşıma, eşya alma durumum yüzünden ve yoğunluktan ne yazık ki kendime hala bir kitaplık yaptıramadım. Kitaplarımın çoğu halen annemde beni beklemekte ama anneme gittikçe "bu kitabımda yanımda olsun" diyerek 5 er 10 ar taşıyorum. Taşıyorum da koyucak yer yok..

O yüzden kitaplarım geldikçe salonumun bir köşesinde kitap kulelerim oldu.. Benim ki mecburiyetten.. Kitaplarımı dolaplara, yatakların altına yada çekmecelere saklamak istemedim. Okuduklarım, çok sevdiklerim, yanımdan ayrılmasın istediklerim.. Ve kitaplarla birlikte DVD lerde.



En kısa zamanda bir kitaplık istiyorum... Tüm kitaplarımı yanımda istiyorum..
Kitaplık olarak mümkünse şu alttakini istiyorum :))


Fotoğraf internetten alıntıdır. Sahibi bilemediğimden bilgi veremeyeceğim. Ama ne olur nerede bulabileceğimi bilen varsa bir ses versin :)

küçük beyaz..

Bazen en sevdiklerinizin başına gelen şeyler, sizi daha çok üzüyor.. Yaralayıcı, çünkü bazen elinizden bir şey gelmiyor..

Son bir kaç gün biraz can sıkıntısı, kafamı toplayamama, insanlar daha ne kadar kötü olabilir ki?, bazı şeyler sadece filmler de olur sanırdım serzenişlerim ile geçti..

Bana camı açsana biraz dedi.. camı açtım ve beyazlar bana bakıyordu, kocaman bir gülümse bitirdi işte bütün sıkıntımı ..

Evden bile çıkmadan geçen 2 günün sonunda, dün akşam gelen küçük beyaz minik bir şeyler ile mutlu oldum... Ufacık 2 minik beyaz çiçek nasıl bu kadar güzel kokabilir ve bütün evi mis gibi kokutabilir hayretler içersindeyim :)



ve bir insanı nasıl bu kadar mutlu edebilir..

Sevdiklerim de mutlu olsunlar istiyorum, kötü olan herşeyden sıyrılsınlar, kurtulsunlar artık zarar görmesinler istiyorum..



Pazartesi, Ağustos 13, 2012

Ders çalışmak??

Ders çalışmak diye bir şey vardı bir zamanlar.

Benim gibi uzun bir süre herhangi bir şeye konsantre olamayan bir insan için ne zor!! Evet öyle bir defom var. Sıkılmak!! Uzun süre ilgimi herhangi bir şeye yönlendiremiyorum. Sabırsızlık, herşey hemen sonuca gelsin, hızlı hızlı bütünü görüp sonra derine inelim falan..

Benim gibi çocukluğundan beri elinden kitap düşürmeyen, bulduğu her şeyi okuyan, ufacık bir metrobüs yolculuğu ya da sahil yürüyüşü için bile yanına kitap alan birisi için çok tuhaf bir durum kabul ediyorum. Fena çelişiyorum. Ama çok sabırsızım. Öğrenme ve algılama şeklim biraz farklı.

Neyse ki ders çalışmaktan kurtuldum derken... İngilizce geliştirme ve canlandırma çalışmalarına başlıyorum..

En yakın arkadaşımın gazıyla demek daha doğru olur..

Durumu eğlenceli hale getirmek için, kendime kocaman şirin mi şirin bir defter aldım. Çok lazım bir şey gibi, geçmişe gidip silgi ve kalemtraş bile aldım!!

O defter dolsa iyi olucak.. O kadar özel ders boşa gitmesin..



Bonusum var bir de :)



Güzel Not: Biraz önce aldığım bir habere göre İhsan Oktay Anar'ın yeni kitabı "Yedinci Gün" Eylül ayında kitapçılarda olacakmış..