Salı, Ekim 30, 2012

Yaptım oldu!? Kumaş meselesi..

Sadece bir şeyler dikmek istiyorum hevesime engel olamadığım, biraz can sıkıntısını gidermek birazda neler olacak merak ettiğim için aldığım kumaş sonucunda dün gece bir şey diktim!!! Makine almayı istiyorum ama önce elde denemek istedim. Belki de hiç becerim yok, onu öğrenmek lazım önce..

Şimdi mükemmel bir şey oldu, aman da harikalar yarattım diyemeyeceğim amerikan servisimi huzurlarınıza sunuyorum :) Diyemeyeceğim çünkü gerçekten çok çok basit yaptığım şey.

Kendime dikiş kutusu bile yaptım :)


Kumaşı yaklaşık olarak 45-35 ölçüsünde kestim, kenarlarda içeri kıvırmak için pay bırakarak (Kesmesi en zoru geldi bana) Kenarları kıvırıp, toplu iğne ile belli yerlerden tutturdum, sonra sabitlemek için ütüledim. Ütüledikten sonra dümdüz diktim kenarları. Dikerken kaymasını engellemek için toplu iğneleri çıkartmadım. Bu kadar :)

 
Olabildiğince düzgün bir sıra ile dikmeye çalıştım. Kumaş kareli olduğu için çok zor olmadı sıralı gitmek. Kenarların görüntüsü böyle;
 

Şu ana kadar sadece 1 tanesi bitti :) Kenarlarına dikmek için dantel almıştım. Fotoğraftaki gibi kenarlarına dantellerini dikeceğim. Sadece 2 kenara ama.


Yapabileceğim en basit ve kullanabileceğim şey olarak amerikan servis geldi aklıma. Evde bu tarz servislerim var kumaştan, ne kadar zor olabilir ki diyerek denemeyi bununla yaptım. Belki farklı dikiş tarzları vardır, daha sağlam durmasını sağlayacak ama ben bilmiyorum. Dümdüz dikiş işte, bildiğim bu, bende öyle yaptım.

Bu kadar :) Hepsini bitirip göstermek isterdim ama sabredemedim. Bugün kalanı da dikmeye çalışacağım. Biraz boynumu ağrıtıyor ama eğlenceli.

Füsun Ablam olmuş mu :)) Dike dike bunu diktim :)

Pazartesi, Ekim 29, 2012

Dalgalı ama ne dalgalı...

Dikiş nakış çalışması yapacak insanın evinde makas - iğne ve iplik olmaması ne ironiktir değil mi?? Ayıplayabilirsiniz ..

Sabah 10 gibi düştüm yollara.. Yola dediysem hemen aşağıdaki caddeye.. 4 ay oldu burdayım ama hala nerede ne var pek bilmiyorum.. Çok ilgiliyim değil mi??

İğnemi ipliğimi aldım, makas bulamadım. Evde bulunan küçücük makasla kumaşı hiç etmek istemedim. Dikiş mevzu yarına kaldı..

Çıkmışken yürüyüş yapayım, nerede ne varmış dedim.. Yolun sonu sahil oldu yine..

Deniz çok dalgalıydı.. Biraz oturdum kıyısında..


Bütün pislikleri kusmuş gibiydi..


2 gündür devam eden rüzgar ise hiç hız kesmemiş... Yağmur yağsa, rüzgar esse, azıcık hava soğusa hasta olan ve hemen baş ağrıları başlayan bir insan olarak fazla kalamadım. Tabiki bir Seda klasiği olarak ben yine ince giyinmiştim. T-shirt'ümün üzerine pufidik yelek giymiş olmam bile büyük bir başarı... Çünkü kar yağınca üstüne mont giyilmiyor ama bu kalın hırkanın diyerek, hırka ile dışarı çıkan, banane benim için yaz geldi diye yağmurda beyaz converse giyen, özetle "benim canım bugün bunu giymek istedi" bahanesi eşliğinde kar kış demeden canının istediğini giyip gezen de benim.. Mevsime göre giyinmek diye bir tanımım yok.. Canımın ne istediği gibi bir tanımım var..


Dikiş yalan olunca, son zamanlarda izlediğim filmlerden bazılarını yazdım diğer bloguma. Sonrası birazcık şu hayatın anlamını çözeyim, okuyayım diyerek, eski ama hiç eskimeyen kitapları karıştırma, not alma..


Ben sanırım işsizlikten ölücem yakında!! Bir gün hık diye gideceğim, artık kalbim dayanmayacak, tencerelerin, toz bezlerinin, vileda sopasının, doğranacak pişirilecek sebzelerin arasında beni bulacaksınız..

Bulduğum yerlere uzağım, yakındaki yerler beni istemiyor. Bu olur dediğim ilanın sonunda "erkek" arıyoruz yazıyor!! Ne iş seçmişim bende 10 ilandan 7 si erkek istiyor!! Olmuyor işte, olmuyor.. Bir şekilde olmuyor.. Benim bu dönem evde olmam gerekiyor herhalde.. Benim için plan buymuş demekki ama bünye bu planı kaldıramıyor, kabul etmiyor. Sisteme ait olmayan bir virüs gibi dışarı atmaya çalışıyor. Kabullensem faydası olacak mı?

Kitap okuyorum, bolca film izliyorum ki en büyük zevkim şu hayatta, blog macerası bile sinema aşkı ile başladı, ahşap boyamalar yapıyorum, incik boncuklar var, şimdi kumaşlar, dikişe sardım, fotoğraf hep var, 2 tane blog var, yazıyorum, Bir de evin işleri var..  Ama yetmiyor işte.. Ben dolu dolu geçiremiyorum bir günü ve "boşa gidiyor" hissinden kurtulamıyorum. Buna alışkın değilim. Boş kalmaya, boş durmaya, yeni bir şeyler yapmamaya, öğrenmemeye, üretmemeye.. Yaptıklarımda yetmiyor işte.. Hep kocaman bir boşluk.. Sevemedim buraları da, fazla sessiz, çok sessiz..

Bunalıma gireceğim, durdurmayın!! Hatta girdim bile.. Cümlemize hayırlı olsun..

Bayramımız Kutlu Olsun!!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

Cumhuriyetimizin 89. yılı kutlu olsun...


Bu fotoğrafı bu sabah çektim. Yakınlardaki bir evin bahçesindeydi.

Tebeşir ile çizmişler, İlkerlerimizi yazmışlar, tepesine Türk Bayrağını da kondurmuşlar..


Pazar, Ekim 28, 2012

Bitti gitti işte..

Tatil bitti.. Yalnız günlere hızlı bir dönüş gerçekleştiriyorum huzurlarınızda..

Bauhaus ve Koçtaş'ın en sevdiğim yerler olmasını da tuhaf karşılıyorum :) Her yer fazla kalabalıktı, Ikea'ya gitmekten bile korktum. Küçük bir Koçtaş ve Bauhaus gezintisi ile tatile bitirdim. Geneli evde, patlamış mısır, kahve ve film ile geçti.. Anlatacak pek bir şey yok yani..

Kendime kumaş aldım, bir şeyler dikme çalışmasına başlayacağım yakında.. Bakalım ne kadar becerikli yada beceriksizim.. Hala makinam yok ama elde deneyeceğim bunu.



Yeni saksılar aldım (Koçtaş). Görüntü güzel ama çok ince boyalı galvaniz, yer yer boyaları çıkanlar vardı, alırken hepsini kontrol edip seçmem gerekti. Kelebeklerin de kırılma ihtimali çok yüksek ama tabi ki bunların hiç biri beni durdurmadı, güzel gözükmesi yetiyor almak için..



Kırlentlere dayanamadım yine, fiyatı çok uygundu. Renkli olanı yeni aldım (Koçtaş).


Fikir edineyim dedim sonra aman be boşver diyerek filmi bitirdim..


Sanırım patlamış mısır'a artık doydum.



Durmadan ve durmadan kahve içtim.. Sanırım günde 6 - 7 kupa fazla oluyor??



Kahvaltı da gülen surat yapayım dedim, burnu biraz büyük oldu  :)


Kahvenin yanında abur cuburu hiç eksik etmedim..


Ne zamandır gözüm vardı bu çiçekte, adı Nertera. Evde büyütmenin çok zor olduğunu okudum internette ama aldıktan sonra okuduğum için faydası yok şu anda. Kurursa çok üzüleceğim. (Bauhaus'tan aldım)

Fotoğrafların hepsi cep telefonu ile çekildi. Instagram'a yüklediğim fotoğraflar olduğundan hepsinde düzenleme var. Bu aralar elime fotoğraf makinesi almadım, telefon kolayıma geldi.

Perşembe, Ekim 25, 2012

Sana 1 gün, ona 4 gün, bana her gün..

İçimden geçenleri şöyle bir alırsak;

Köpekler tarafından sürüklenmiş, yolun ortasında duran, bir kaç saat önce yaşayan ama artık "kurban" edilen hayvanın parçalarını gördüğüm için, o kurbanı kesen adamdan nefret ettim!!

Her bayram olduğu gibi bu bayramda, televizyonda dönüp duran, acitasyonu bol reklamlardan nefret ettim!! Çok mu klişe olucak söylediğim? Ama bayramda ailesine koşan var, koşamayan var.. Bu kadar dramatize etmeye gerek yok bir çikolatanın reklamını!! Altı üstü bir paket çikolata!

Tatile giden herkesten nefret ettim!! Ben gidemedim diye kıskançlıktan resmen çatladım..

Zorunluluklardan, sınırlardan, açıklaması olmadan sadece "öyle olduğu için" yapılan şeylerden bir kez daha nefret ettim!!

Şimdi güzel bakıp, güzel görmeye çalıştıklarımı şöyle alalım;

Işığı gördüm!!


Aslında kapalı olan ama bizim için bir kahve içimlik açılan bu güzel yerin sahibini bir daha sevdim.. Ahh bilse o an benim nasıl nefes almaya ihtiyacım vardı ve hayatımı kurtardı..


"Huzur" içinde yatan minik yanı başımızdaydı..Onu da kıskandım..


Diğer tarafta ise bu güzellik sere serpe uzanmıştı..


Ahh dedim, sınırlar.. Her yerdeler..


Canınız nasıl istiyorsa öyle geçsin..

Çarşamba, Ekim 24, 2012

Paylaşma vaktidir bu vakit..

Dün bir mail aldım. Ufak bir rica başlığında, gayet kibarca yazılmış güzel bir mail. Rica çok basit aslında, yardım etmek.. Biz de olanı, olmayan ile paylaşmak.. Bir el uzatmak, farkında olup birşeyler yapmak için çırpınanlara..

Köy okullarına yardım etmek için bir çok etkinliğe denk gelmişsinizdir. Bazen bireysel olarak, bazen toplu olarak yapılan. Görmeden bilemiyoruz bazen, anlayamıyoruz ama gören ve bilenlerin çağrılarına da kulağımızı tıkamamız gerekiyor. O tarafta işler bizim burada ki gitmiyor o kesin!!

Bu ne ilk ne son köy okulu yardım bekleyen.. En azından birine yetişmeye çalışabiliriz. Tek başına bu duyarlılığı gösteren ve yardım toplamak için uğraşan Bahadır'a destek olabiliriz.

Maili olduğu gibi yayınlıyorum, fotoğrafları ile birlikte. Ben hem duyurarak hemde kitaplığımdaki bazı kitap ve dergileri paylaşarak elimden geleni yapmaya çalışacağım.

Blogunuzda duyurarak bile yardım edebilirsiniz.
Yazıyı olduğu gibi kopyalayabilir ve yayınlayabilirsiniz.

Görüştüğüm kişinin bilgileri:

Bahadır Emirler
Telefon: 0531 781 06 81 
Mail: bahadiremirler@gmail.com

"İngilizce öğretmeni olan eski bir arkadaşım geçtiğimiz yıl öğretmen olarak Hakkari'ye atanmıştı ve yaklaşık bir buçuk senedir Güney Doğu'da öğretmen olarak çalışmakta... Yaz aylarında kendisiyle görüşme fırsatı buldum ve öğrencilerinin tahmin edilemeyecek kadar eksiği olduğunu öğrendim. Bunun üzerine elimdeki kitap ve kırtasiye malzemelerini, çevremin de desteğiyle birlikte Hakkari'ye göndermeye karar verdim. Ancak ne yazık ki çevrem yeteri kadar ilgi göstermedi. Altı yüz küsür facebook arkadaşımdan sadece biri, sağolsun, bir koli hazırlayıp gönderdi :) Ağustos ayından beridir malzeme arayışı içerisindeyim ve iş yerimdeki arkadaşlarımın da desteğiyle bir miktar kitap ve kırtasiye malzemesini hazır bulundurmama rağmen içime sinmediği için gönderemedim. Bayram'dan sonra son bir gayretle malzemeleri tamamlayıp Hakkari'ye ulaştırmayı planlıyorum. Bu konuda senden ufak bir ricam olacak, belki çam sakızı çoban armağanı kütüphanenden bir iki kitap ayırarak ve blogundan bu yardımı duyurarak bana yardımın dokunabilir.
 
....Yardımın gideceği okulu arayıp kolileri teslim alacak öğretmen arkadaşım Ahmet Kazu'nun çalıştığı Hakkari Ticari Meslek Lisesi'ni arayıp kendisiyle görüşebilirsin.

Son olarak yardımlarımız öğretmen arkadaşımızın çalıştığı lise dışında, dağ köyünde bulunan kardeş okulları Doğanlıköyü İlköğretim Okulu'na ulaşacak. Dolayısıyla hem çocuk hem de yetişkin kitaplarına ihtiyacımız var. Umarım bu işin altından kalkabilirim diye düşünüyorum ve ilgin için şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum."






 

Bol bol çiçek fotoğrafı..

Görmemişin çiçeği olmuş isimli çalışmalarım ile karşınızdayım...

Ben evde canlı çiçek sevenlerdenim.. Vazo da salınsınlar, her hafta yenilensinler.. Evin her yanına dağılsınlar..

Çiçekler geldiğinde törenle tek tek ayırırım, farklı renkler var ise onları renklerine göre coca cola şişelerine, kalanları ise hala bir vazo alamadığımdan, cam sürahimin içine yerleştiririm.. Sonra gelsin fotoğraflar :)



 
 




Sadece birazcık dışarı çıkmak istemiştim ki.. Yağmura yakalandık.. Böyle deli deli yağdığında daha çok seviyorum yağmuru, pısırık pısırık yağınca pek dikkatimi çekemiyor..


Yağmura en güzel karamelli latte gider dedim bende.. O gürlesin ben keyif yapayım :)





Salı, Ekim 23, 2012

Ihlamur iyi gelir..

Sonbaharın depresyonuna, gözyaşlarına bu köşe yakışır dedim..


Biraz Martı, biraz Küçük Prens.. Beni kendime getirir yeniden okuyayım dedim..


İçimin hastalığına, sonbaharın yağmuruna ıhlamur iyi gelir, içim ısınsın biraz dedim..


Bugünü böyle varla yok arası bitireyim dedim...

Öyle değil, böyle..

Aradı bir hışımla.. bıdıbıdı bıdı bişiler anlatıyor. Ben yataktan kalktığım gibi evin işlerine bulaşmışım.. Makineye çamaşırı attım değil mi? Onlar beyazlar mı, renkliler mi? Ütü fişte, aman ütü yapıyodum ben!! Evi süpürmeyi unuttum ama tozları almıştım galiba?! Galiba ne be, insan toz alıp almadığını unutur mu? Arada fark yoksa aldığın tozdan bir hayır gelmemiş demektir.. Ocakta yemek var, onu hangi ara yaptım? Tabağa az koyarsam yemeği, dayarsam ekmeği, yanına da pilav, o yemek 2 gün gider, yarın rahatım hesapları yapıyorum.. Saat 10 da uyandım, saat olmuş 15:20 daha oturmamış, kahve içmemiş, görev aşkı ile yanıp tutuşan ev kadınıyım!! Lanet!!
Not: Pilav bitti, yemek 1 tabakcık kaldı, yine yemek yapılacak pofff!!

Gelmeyen bir kulaklık mevzu var, çağrı merkezindeki arkadaş sanıyoruz ki ya bugün istifa etti ya da hayatın anlamını sorguluyor.. Bana anlatıldığı kadarı ile öyle sakince konuşmak, uzata uzata, yaya yaya, düşünerek yada hiç düşünmeyerek başka bir sebepten olamaz.. Hayatın anlamını sormadık aslında, kulaklığım ne zaman gelecek??? Hani bırakmıştım size?? Haa pardon sizin ondan da haberiniz yok..  Ama sanırım o ara hayatın anlamını sorsak alacaktık cevabı.. Tühh görüyor musun kaçırdık.. Konu ile ilgili cevap vermemek için ciddi bir direnç gösterip, başka telefon numaraları ile kandırmaya çalışmış!! Siz başka bi yeri arayın diye başından savmak mı dersin? Dakikalarca bekletmek mi dersin? İyi de mevzu seninle ilgili canım arkadaşım!! Beklediğini zanneden Suzi aslında beklemiyorken, aslında karşıda onu bekleten yada ciddiye alan biri yokken hemde.. Büyük ihtimal arkadaş Suziyi beklemeye alıp, ahizeyi bir kenara koydu ve kablosuyla kendini astı.. Yok çok acımasız oldu bu.. Kahvesini içti, sohbet etti yanındaki ile (kelime dağarcığının yettiği kadarı ile tabiiii, biz kendisinin konuşabildiğine pek inanmıyoruz), çişini yapmaya gitti vs vs.. Yani çok eminim ki zor bir iştir ama yapamıyorsan zorlamayacaksın.. Bir işi yapıyorsan bir zahmet hakkı ile yapacaksın.. Neyin kafasındasın sen.. Biz de istiyoruz o kafadan oysa ki.. Seda Sayan seyircisi kafası da olur.. Bir insan sadece ve sadece "kulaklığımın durumu nedir" sorusunun cevabını almak için neden 1 saat uğraşır?!
Not: Samsung'dan bahsediyorum. İşiniz düşer ararsınız falan, bu tarz şeyler de olabiliyormuş orada haberiniz olsun..

Suzi ise yaptığı görüşme de "hayat böyle bişi" sonucu ulaşacak kadar etkilenmiş arkadaştan.. Arkadaşın telefonda onu 5 dk bekletmesi, geri dönmemesi sonucunda yeniden aramalarında kendisine ulaşmaya çalışmış ama başaramamış.. Çok azimli gerçekten.. Adını bileydik iyiydi.. Bende arayacaktım oysa..

Sonrasında gelen bu güzel mesaj ile bir telefon görüşmesinin bir insan hayatını nasıl etkilediğini de görüyoruz "gidilen yerden cok, yolculugun kendisi asil guzel olan..yolcular..yolculuklarimiz..biz..iste hayat boole bisi..ayhh:) "

Hayat nasıl bişi bilemiyorum, o şanslı görüşmeyi ben yapamadım.. Ama ben bu yolculuktan çok sıkıldım.. Bir yere gittiğimiz de yok zaten..

Sonra dedim ki "hayat nasıl bişi" gerçekten?! Yani bu mudur? Hani şimdi yaşadığımız.. Olay bu ise biraz sıkıcı.. Bu aralar ruh halim çok dengesiz. Gelip gidiyor. Bir mutluyum bir değilim. Arası yok..

Bildiğin gibi değil derse biri çıkıp sevineceğim, o bilmediğim kısımları madde madde alayım ama.. Duvarıma yapıştırıp her gün okuyup, ezberleyeceğim..

Herkes birbirinin hayatını zorlaştırmak için yarışta.. Bugün çağrı merkezindeki olur, yarın iş arkadaşın, başka bir gün başka birisi..

Kapat kepenkleri kapat, kimse girmesin.. İnsansız yaşamak mı en iyisi?

Sivri kenarlarımı törpüleme çabam yine sonuç vermedi ve en çok bana batıyor.. Tırnaklarımı yedim yine, faydasız amaçsız.. Birisi affetmek ve unutmak demişti bir zamanlar ama o kişiyi hiç ciddiye almadığımdan, söylediğini de ciddiye almamışım..

Papatya çayı uyutuyor demişlerdi, o da yalanmış..

Organik mum bile almıştım oysa, o da kokmuyor..

Hep kandırılıyorum..




Pazartesi, Ekim 22, 2012

Rüzgar gibi geçti haftasonu..

Hafta sonu ne kadar çabuk geçiyor.. Geçmesin, bitmesin, ucundan bir yerinden tutayım diyorum olmuyor.. Hafta içi benim için işkenceden hallice.. Çünkü kimse yok.. Arkadaşlarım uzakta, ben onlara uzak, onlar bana uzak.. WhatsApp, instagram, msn, blog, telefon konuşmaları.. Her an yanımdalar aslında.. İyi ki var bu teknoloji :) Her anımız paylaşım halinde, insan kendini yalnız hissetmiyor ama benim kahveme eşlik etmelerine, yaptığım yemekleri yemelerine, oww yine harikalar yarattın demelerine :), onlara sofralar kurmaya, birlikte yürümeye ihtiyacım var..

Bu kadar dert yanmak yeter diyerek hafta sonuna geçeyim..

Cumartesi arkadaşım geldi, önce getirdiği filmleri attık bilgisayara. Yine birbirinden güzel bir dolu filmim oldu :) Sonra dışarıda yemek ve yegane mekanımız Gepetto'da aldık soluğu.. Büyükçekmece'de benim için gidilebilecek en iyi yer orası.


Hava hafiften bozuyordu ama yağmura yakalanacağımızı ve titremeye başlayacağımı düşünmemiştim. O soğukta, o soğuk birayı içmeyecektim :)


Yağmur iyiydi, güzeldi de.. En kenarda oturunca pek güzel olmuyormuş..


Pazar günü bizim evde kahvaltı yapılan tek gün. O yüzden kendimi kaybediyorum pazar günleri kahvaltı sofrası hazırlarken.. Bu hafta da kırmızı olsun dedim sofra.. Acilen kırmızı ve mavi amerikan servis almam lazım ama onu farkettim. Pembeye çok yüklenmişim :)


Kış geliyor, ufaktan alışalım bu fikre..


Sanki bir gün önce hiç üşümemişim, ıslanmamışım gibi attım kendimi sahile.. Balık tutma hevesine.. Güneşi batırdık sahilde.


Hadi denize..


Sonrası ise; üşüme, titreme, kendini eve zor atma, ıhlamur eşliğinde battaniye altında halsiz halsiz yatma..


Yine bir pazartesi geldi, yine kocaman bir hafta daha başladı.. Bakalım bu haftayı nasıl yiyeceğim..

Bayram geliyordu değil mi? Aman ne eğlenceli..