Perşembe, Temmuz 11, 2013

Küçük bir dolap..

Ben bu aralar küçücük bir dolabın küçücük kıyafetleri ile haşır neşirim..

36. Haftaya merhaba dedik..


Baba, anne ve Zeynep olarak toplu fotoğraf çektirelim dedik ;)



Kıyafetlerimizi dolabımıza yerleştirelim, bakarsın erken gelir dedik..
 

Az pembe, bol beyaz, bol sarı, bol puantiye, bol fiyonk olarak tarzımızı belirledik..


Minik hanıma, minicik askılar yakışır dedik


İlk oyuncağı bir VW olmazsa olmaz dedik..


Çoraplar katlanamayacak kadar küçük olunca, mandallar tutsun bari dedik..


Annesi bu sarı takıntısını abarttı biraz galiba dedi (Baba)


Mobilyaları da bembeyaz olsun dedik


 
Herşey bir baykuşlu yastık ile başlamıştı, baykuşlu bir eşyası olmazsa olmaz dedik..

Salı, Haziran 04, 2013

#direngeziparki

Bugün yataktan yine kafam bir dünya kalktım. Zaten gece ne kadar uyudum, nasıl uyudum belli değil. Yok rahatsız eden Zeynep değil, insanlar benim / çocuğumun hakkı, özgürlüğü için sokaklarda iken uyku tutmuyor.

Karnımdaki çapulcuya yarasın diye kahvaltımı yaptım. Ohh şimdi mis gibi o baş belası sosyal medyadan neler olduğunu takip edebilirim. Halk TV harici zaten günlerdir hiç bir kanalı takip etmediğimden, kumandayı elime alma gereği bile duymadım. Kafam duble bir dünya zaten..

Pazar akşamı biz de dışarı çıktık. Evet kimse benim dışarı çıkmamı istemiyor, haklılar ne diyeyim? İnatla burada bir şey olmaz ki dedim, olmadı da. İnsanlar yürüyüş yaptı, sloganlarını attı, biz ve bir çok kişi de arabaları ile onları takip etti. Tek polis görmedik, herkes gösteri bitince evine döndü.

Dün akşam bu sefer Beylikdüzüne gittik. Orada da gösteriler vardı, kalabalığa katılmadık. 23.30 gibi biz eve döndük. Sanırım sonra olaylar olmuş, neden olduğu ve nasıl başladığı ile ilgili bilgim yok. Biber gazı atılmış. Sabote etmek isteyeni de çok, en kötüsü de bu zaten.

Şimdi benim artık burada bir şey olmaz, biz de dışarı çıkalım cümlemi kimse ciddiye almaz. Ee haklılar.. Anneme gitmek istiyorum ama akşam dönerken ne ile karşılaşırım bilmiyorum. Kabul edelim kendimi koruyabilecek, koşabilecek, kaçabilecek durumda değilim ve artık nerede, ne zaman ve nasıl bir olay başlayacağı belli olmuyor. Polis beni korur diyemeyeceğim, polisin benim can güvenliğimi umursadığını sanmıyorum, kaldı ki karnımdakini umursasın!

Polis emir kulu görevini yapıyor diyor bir çok kimse. Polis o biber gazını, karşısındaki insanın alnının tam ortasına atmak için mi emir alıyor? Takla atıp, kafasının üzerine düşmesine sebep olacak şekilde üzerine su sıkması için mi emir alıyor? Vicdanımız, merhametimiz nerede?

Bir de camlar kırılmış, arabalar zarar görmüş diyeni var. Keşke olmasaydı. Ama lütfen bana şunu söyleyin, bir cam değil bin cam olsun "insan hayatından kıymetli olabilir mi?" İnsanlar ölmüş, yaralanmış, sakat kalmış.. Bana kırılan camı, arabayı anlatma!!! Ne kamu malıymış kardeşim, ne kıymetliymiş!!

Bugün de biz iki marjinal (Zeynep ve ben) aklımız, kalbimiz sokaktaki insanlarda, haber almaya çalışarak günümüze devam edeceğiz, aydınlık günlerin umudunu taşıyacağız, başımızdaki insanların daha mantıklı konuşmalar yapmalarını bekleyeceğiz. Yani artık bilmemkimin düğününü de mahvettiniz, tüüü reziller, kaç para o düğünün maliyeti biliyor musunuz tarzı açıklamaların gerçek olmadığını, benim kafamın güzelliğinden öyle duyduğumu sanmak istiyorum!! Birilerinin neden polislerin kask numaralarının olmadığını söylemesini bekliyorum. Can güvenliğini sağlamak için saldırdı polis diyenlerin, çadırının içinde yatan insanların polisin can güvenliğine nasıl kast ettiğini anlatmasını istiyorum!! Halkıyla sidik yarışına girmeyen yetkililer istiyorum.

Benim hamile kalmamı mı beklediğiniz sokaklara dökülmek için, aşk olsun!! Bunun için de ayrıca kırgınım haberiniz olsun :)

Zırvalamalarım şimdilik bu kadar.

Mutlu, özgür, kardeşçe yaşadığımız günlerimiz olsun..

Sizin o güzel kafalarınızın hastasıyım!!

http://occupygezipics.tumblr.com/



Pazartesi, Haziran 03, 2013

http://occupygezipics.tumblr.com/

Şafak baskını ile sustururum sandığın 3-5 çapulcu, binlerce milyonlarca çapulcu oldu gördün mü? Oyunda dediği olmayınca babasını arkadaşlarının üzerine salan şımarık çocuklar gibi, polisi saldın üzerlerine ama olmadı mı bu sefer? Sen ayyaş, çapulcu, saf, marjinal, anarşist, faşist diyorsun, biz HALK diyoruz...
 
 
 
 
 
 
 






Perşembe, Mayıs 30, 2013

Zırvalamalar vol.bilmemkaç...

Geçen haftayı biraz kendimi kaybederek geçirdim, bu haftayı sakin geçirmeye çalışıyorum ama kurt kaynıyor içimde sanki diyerek özetleyebilirim durumumu -Tepinip duran Zeynep değil o kaynayan kurt :)) - Durmadan bir şeyler yapmak, boyamak, dikmek, silmek, temizlemek, düzenlemek istiyorum. Enerji patlaması yaşadım ve her şeye saldırdım, hoş bu bana geçen gün saatlerce uyku ve yataktan kalkamamak olarak döndü ama olsun. Eğilip kalkmak hiç bu kadar zor olmamıştı ve bu göbek daha ne kadar büyüyebilir ki yer kalmadı derken, evet eğilip kalkmak daha da zor olabiliyormuş ve evet o göbek bir yolunu bulup büyüyormuş!! Hamileliği çok seven kadınları hala anlamıyorum.
 
Anlamadığım ve merakla beklediğim bir diğer durum ise, o doyamama, her şeyi yeme hissi. Ne zaman gelecek bana? Acele etse iyi olur çünkü pek zaman kalmadı. Sevgili kızım kafasını tam olarak göğsüme dayadığından (Doğuma kadar dönmesi en büyük temennimiz) sanki midemin üzerine oturmuş ve eliyle girişi kapatıyormuş gibi hareketler yaptığından, başarabilsem hiç bir şey yemeden geçirmek isterdim bu ayları. Acıktığımı hissetmiyorum. Bazen yemek yerken kendisi midenin kapağını kapattığından, yani ben öyle sanıyorum :) çok az yedikten sonra tıkanıyorum. Evet evet biliyorum bunlar hep hamilelikten :)) Kafama saksı düşse hamilelikte olur diyecekler artık eminim.
 
 
 
Geçen hafta delirmiş gibi tüm gardolabı aşağıya indirdiğim günün sonunda her şeyi bir kenara atıp kendimi dışarı attım. Hayatı boyunca elbise, etek giymekten pek hoşlanmayan ben, bu aralar penye uzun elbiselerle aşk yaşıyorum. Kendimi içlerinde yarım dünya gibi hissetmem dışında rahatlık açısından tek geçerim. Hamile kıyafeti satan mağazalar sağolsun bir daha giymeyeceğiniz bir elbiseye dünyanın parasını istediklerinden, eğer benim gibi hala S/M beden elbiselere sığabiliyorsanız Koton'a gitmenizi tavsiye edebilirim. Bir de hamile pantolonu konusunda beni mutlu eden tek yer H&M oldu. 34 beden hamile pantolonu satıyorlar daha ne olsun :) Kalçanıza, bacağınıza adam gibi oturan pantolon ben bir tek H&M'de buldum. Üzerime ise askılı badilerim durumu kurtarıyor. Bir kot gömlek yada yelek ile kıyafet durumunu hallediyorum. Evet bazen çevirip çevirip aynı şeyleri giymek sıkıcı oluyor ama geçici bir dönem diyerek kendimi teselli ediyorum. Yazlıkları çıkartırken canım şortlarımı gözyaşları içinde sevip öpüp yeniden kaldırdım, bu göbeği o küçücük şortların içine sokmaya çalışmanın manası yok nihayetinde.. ühüü ... O düğme kapanmayacak kabul et Seda!!
 

Geçen hafta istediğim kot yeleği buldum, büyük bir mutlulukla aldım, severek giyiyorum. Hani bu yırtık kot modası var ya, benim yelek o modadan nasibini bolca almış :) Geçen gün yeleği gören annem "Kızım neden yırtık yelekle geziyorsun, paran mı yok alayım ben sana yenisini" demeseydi daha mutlu olabilirdim. Anne ben o yeleğe dünyanın parasını verdim zaten diyemedim, demedim. Tartışmanın manası yok. Tek tesellim yelekle bolca dalga geçen eşimin bu konuşma sırasında yanımızda olmaması ;)
 
 
Son zamanlarda bir çırpıda okuduğum tek kitap "Kardeşimin Hikayesi" oldu. 2 günde bitirdim. Ben severek, merakla okudum. Beni etkileyen cümleler oldu kitapta. Sırada Cehennem var, umarım onu da keyifle okurum.
 
 
Hafta 30, benim hala elim göbeğimde sırıtan bir fotoğrafım yok, nasıl hamileyim ben tüüü !! Çocuk benim onu doğurduğuma inanmayacak. "Yani anne otun, börtünün, böceğin, kitap sayfalarının, önüne gelen her şeyin fotoğrafını çekmişsin, hamileyken hiç fotoğraf çektirmedin ve buna inanmamı mı bekliyorsun, evde ki o kadar fotoğraf makinesi ne o zaman" falan diyecek bende cevap veremeyeceğim. Çok bilme sus bakayım diyeceğim. Hamile iken tüm kadınlar güzeldir, güzelleşir inancına ben pek inanmıyorum. Kim Kardashian gibi bir gerçek var önümüzde arkadaşlar kimi kandırıyoruz? Hamileliğimizin aynı zamana denk gelmesi iyi olmadı, oysa bende belki kendimi top gibi olmadığıma inandırabilirdim :))

Bir de kızıma diyeceğim ki, tek derdin hamile fotoğrafı olsun. Bak dayınla benim minikken taksim gezi parkında çekilmiş ne güzel fotoğraflarımız var.. Bak o ağaçlar ben 5, dayın 3 yaşındayken ordaymış, ne güzel altında oturmuşuz poz vermişiz. O ağaçlar sonra kocaman oldular bizim gibi.. Sonra ben sana hamile iken, o ağaçları kesmek istediler, o güzel parkı yıkmak istediler. Elimizde bu fotoğraflar var iyi ki, yoksa hiç göremeyecektin diyeceğim. Bir de Garipçenin, o çevrenin yeşilliğini, doğasını çektiğim fotoğrafları göstereceğim.. Hani bir köprü var ya diyeceğim, onun olduğu yer işte böyle yemyeşildi. Katlettiler..
 
Haftalık şikayetlerimi sıraladım. Hormonlarımla mücadeleyi de artık bıraktım, son 2 haftadır accık mutsuz ve dengesiz oldum. Her şeye saldırmam da ondan zaten. Bıdı bıdı bıdıı dırdırımı ettim artık gidebilirim.. Beni ciddiye almamanızı önemle rica ederim. Öperim..
 
Ben şimdi gidip dolap boyayacağım..



Çarşamba, Mayıs 29, 2013

Kaçıncı şans?

"Sana zarar verir" dediler, ben " insanlara ön yargıyla yaklaşmayın" dedim.

"Sorunları var" dediler, ben " benim de sorunlarım var ve insanların bazen birilerinin gelip elinden tutmasına ihtiyacı var" dedim.

"Çok bencil" dediler, ben "yanlış tanıyorsunuz, benim gördüğüm yerden görmüyorsunuz" dedim.

"Gördün mü?" dediler, işte ben bu sefer bir şey diyemedim..

İnandığım şeylerin yıkıldığını görmek, canımın acıması zaten yeterince kötüyken, cevap veremedim.

Dostluk kavramım değişti, zaten sallantıdaydı. Bir insanı hem sevip, hem çok nefret etmek, hem özleyip, hem hayatına sokmak istememek, hem hala "o öyle değildi" diye iyi bakmaya, anlamaya çalışıp hem de yaşadığım üzüntüleri görüp "evet öyleydi" demek nasıldır bilemezsiniz diyemedim.. Her uzatılan eli tutmak ama her seferinde o elin yine, yeniden "sanki uzanan o değilmiş gibi" çekilmesini anlayamıyorum diyemedim..

Bir de bütün bunları, ilk defa gerçekten benim elimin tutulmasına ihtiyacım olduğu zamanda yaşayınca sadece "teşekkür ederim" demek istedim. Çok teşekkür ederim.

Nasılsa kafada yazılmış senaryolara verilecek cevabım da olamayacağından / olmayacağından bundan sonra sen sağ ben selamet.. Nasılsa anlayacak bir şey yok..






Çarşamba, Mayıs 22, 2013

Giderayak..

 
GİDERAYAK
 
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
                   Nazım Hikmet                                              
 
 

Vazoda kurumuş çiçeklerin arasında diğerlerine inat ilk gün ki canlılığıyla duran ve tam atılmak üzere iken fark edilip mutlu eden çiçeklere..
Camdan vuran güneş ışığına..
İyi düşünmeye, iyi konuşmaya, iyi düşünen insanlara ihtiyacım var..


Ben istedim Can Esen'den geldi güzel satırlar...

Öptü beni; bunlar kainat kadar gerçek dudaklardır, dedi.
Bu ıtır senin icadın değil, saçlarımda uçuşan bahardır, dedi.
İster gökyüzünde seyret: ister gözlerimde

Körler onu görmese de yıldızlar vardır dedi.
Nazım Hikmet

Cuma, Mayıs 17, 2013

Bir takım zırvalamalar..

Bir cuma klasiği olarak Arka Sokaklar dizisi hala ve hala, inatla devam ederken, ben yalnız geçecek koca bir gece için izleyecek film/dizi seçmeye çalışırken, göbeğim/bebeğim bir o yana bir bu yana hoplarken, Niğde gazozumu lıkır lıkır içerken, havalar bir yaz bir kış olarak tüm dengesizliği ile kafa karıştırırken, tırnaklarım onları kırmızı oje ile kavuşturmam için beklerken ve niyeyse bu oje sürme işlemi beni fena halde gererken; hayat tüm acımasızlığı, biber gazları, dövülen üniversite öğrencileri, haber alamadığımız bir ilimiz ve acı çeken insanları ile devam ediyor ve ben çok sorunum var sanıyorum.. Polisler son günlerde arka sokaklar dizisindeki kadar şirin değil ... Hatta hiçbir şey eskisi kadar şirin değil sanki.. Ve tüm bunlar olurken benim için son zamanlarda kafamı nereye çevirsem her şey fazla şirin, fazla pembe ve fazla minik.. Göbeğimde şu an güvenli bir şekilde saklı duran arkadaş, büyüdüğünde iyi ki beni dünyaya getirmişsiniz mi diyecek yoksa beni bu dünyaya niye getirdiniz diye bize küfür mü edecek merakla bekliyorum... Suçu direkt babasına atar ve sıyrılırım, baba kız anlaşsınlar aralarında..

Zırvalamalarıma başlayabilirim...

Ver elini gezelim azıcık dedik ve yarın için Marmara Park'ı talan etmeye karar verdik Aysun ile. Bence iyi ettik, bir de yarın ne giyeceğimizi bilseydik? Evde ki tüm kredi kartlarının benim cüzdanımda toplanmış olması ise tamamen tesadüf :)


Hamileliğin başından beri, ne yazık ki çok çok sevdiğim sütten uzak kalmak zorunda kaldım. Çünkü mideme dokunan 98474644474 şeyden biri de süttü. Bu aralar soğuk ve içine biraz kahve ile süte geri dönmeye çalışıyorum. Güzel oluyor..

 

Yanında cheesecake ile zenginleştirdiğim kahve servislerim diye cümleye devam etmek isterdim ama şu an tv de arkadaşlar şarap içiyor, benim ağzımın suyu akıyor ve bütün bunlar olurken soğuk sütlü kahveyi övemeyeceğim!!! Kimi kandırıyorum sanki?!!
 

Aramıza yeni momijiler katıldı, yeni bebeklerimi çok seviyorum, koleksiyon gittikçe artıyor. Ben bebeklerimi sevmeye devam ederken, karnımdaki bebek niyeyse beni pek sevemedi. Bir gıcıklığı var bana karşı ama nedendir bilemedim, çıksın bunları bir birrr suratına da söyleyeceğim. 28. haftadayım, 7. aya girdim hala kusuyorum!!! Eminim ki içeride o iki minicik eli ile midemi tutup sıkıyor, minicik parmaklarını böyle pıt pıt mideme vuruyor ve arada mideme kuvvetli tekmeler savurup, sağa sola doğru çekiştiriyor. Yaptığı akrobatik hareketlerden daha önce bahsetmiştim zaten.


Meyve parasından batabiliriz. Artık kiraz fiyatları normal haline dönebilir mi rica etsem?? Oyuncaklarımız Mc Donalds'tan.. Kendim için değil, her şey Zeynep için tabi ki :p


Bir zırvalamanın daha sonuna geldim.. Öperim..


Salı, Mayıs 07, 2013

Dengesiz durumlar..

Normal herhalde.. Yani dengesiz olmak pek normal olmamalı ama galiba bu aralar normal.. Normal kabul etmek zorundasınız diyerek noktayı koyayım :p


Ben şapkamı önüme koyayım düşüneyim, siz de külahıma anlat diye beni ciddiye almayın.. Bence gayet makul bir anlaşma..
Hatta ben araya güzel fotoğraflar serpiştireyim de, yazıları es geçin :)


Şapkayı önüme koyayım dediysem, bu aralar şapkasız çıkamıyorum. 50 faktör güneş kremleri en yakın arkadaşım. Yüzümde bana merhaba diyen minicik bir lekecik, olaya daha ciddi eğilmeme sebep oldu tabi ki :) O lekeyi sadece benim görmem de ilginç ama.. Hayatımın hiçbir döneminde böyle kremlenmemiştim sanırım pamuk gibi geziyorum. Lierac olsun, Bio oil olsun, badem yağı olsun göbeciğimin tanışmadığı krem yok. Hepsini seviyorum, hepsi benim bebeklerim, bu mutlu birlikteliğimiz umarım doğuma kadar devam eder. Şu ana kadar gösterdikleri performansı hep sürdürmelerini diliyorum.


Bebeği ilk öğrendiğim günlerde kafada "ben kaç gün /ay/yıl!! sonra kendime bir içki sofrası kurabileceğim" hesabı yapmıştım itiraf edeyim. Evet ben alkol mevzunu severim. Bu güne kadar iyi idare ettim ama arada bir geliyorlar bana, geldiklerinde ilk aklıma gelen "soğuk bir bira olsaydı, ben ne güzel sakinleşirdim" oluyor.. Şimdi mesela Ramazan ayında oruç tutarken, yanlışlıkla unutursun, bir şey yersin ama oruç bozulmaz ya hani, bende hamileliği unutup 1 kadeh bir şey içsem ama unuttuğum için zararı olmasa gibi saçma sapan şeyler düşünüyorum.. Sahilde en sevdiğim mekan olan, o soğuk birayı ve açık hava keyfini bana sunan mekanı es geçip, göbeğimi de alıp az ileride ki dondurmacıya yada kahve içmeye yürümek biraz zorluyor!!


Yemek yemesem sadece meyve yesem yaşayabilirmişim gibi geliyor. O derece mutluyum meyvelerle.. Cumartesileri eve yakın kurulan pazara gidip tüm meyveleri toplamak en büyük zevkim bu aralar ama servet ödeyip geldiğim de ortada. 1 haftalık yemek yapılabilecek sebzeye yaklaşık 20 TL ama bir avuç meyveye yaklaşık 50 TL ödeyince insan azıcık şaşırıyor. Kilosu 15 TL olan kiraz yedim bu hafta kendimi çok zengin hissettim!! Salı oldu hepsi bitti ama onu napıcaz :p


Bir de saç mevzum var ki, dengesizliğimin en tavan yaptığı nokta o kısım. Bu aralar kahkül mü kestirsem, kısa mı kestirsem, aslında sarı saç bana yakışır!! gibi saçmalamalarım zirvede.. Şimdi efenim dalgalı saça kahkül kabus oluyor, denedim biliyorum. Kısa saç tombikleşme ihtimali olan yüzüme yakışmaz sanki şimdi gerçekçi olalım. Hadi bunları es geçtim ama boyama ne yaa.. Hem de şimdi, hemde ben hiç saç boyamamışken.. Oldu peki tamam..


Mağaza gezer gibi yürüme olayına alışamadım, alışamıyorum. Ben koşar adım yürümeyi severim. Koşmak istiyorum, zıplamak istiyorum, hatta takla atmak istiyorum!! Bisiklete binmek bir de..


Hıdırellez geldi, geçti.. Her sene olduğu gibi bu sene de, gül ağacına dileğimi astım, dileklerimi çizdim. Her sene dilerim dileklerimi, aralarından illa ki biri olur.. Çok severim o gece ki dilek dileme heyecanını, gül ağacı aramayı..


Şeker yükleme testi de yapıldı, sorun yok. Bende kendimi şekere verdim sonuçlardan sonra :) Aile de çok fazla şeker hastası olduğu için bu test benim biraz da korku ile beklediğim bir test idi. Şimdi rahat rahat götürüyorum badem şekerlerini :)


Yarın tetanoz aşısının ikincisini olacağım. Geçen haftadan beri aklımda ama unutmuş gibi yapıyordum, sabah hemşire aradı ve beklediğini söyledi. Koşa koşa geleceğim dedim..


Pazar gününün bir kaç saatini kumsalda geçirdik, sahile giderken eşim rahat çıkarabileceğin bir ayakkabı giy demişti, haklıymış. Çok özendim bu çocuklara ..


Kitap okumalarım hızlandı, çok mutluyum..


Tüm çiçek fotoğrafları babamın bahçesinden.. Cennet gibi, ohh hayat onlara güzel..


Yapamayacağım herşeyi yapmak istediğim, yapamayınca sinir olduğum, şu anki hali bile benim için yeterince büyükken, bu göbeğin daha da kocaman olacağımı düşünerek delirdiğim 26+2 den sevgiler.. Bu arada deliren sadece ben değilim sanırım, içerde durmadan dans eden çok oynak bir kız var. İnsan azıcık rahat durur, arada acıyor o kadar hızlı vurma!! Bir de o 4-5 yerden aynı anda vurabildiğin hareketi nasıl yapabiliyorsun?? İçim dışıma çıkacak gibi oluyor haberin olsun.

Çarşamba, Mayıs 01, 2013

Bu aralar..


Bu aralar en sevdiğim çiçek bu.. adını yine unuttum!!


Kinder surprise sünger bob serisine sardım ama çok başarılı gitmiyorum


Kitap okumaya çalışıyorum..


Kahveden hala vazgeçemiyorum


Momijilerimle ile aşk yaşamaya devam ediyorum


Her geçen gün büyüyen bir göbek! ile yaşamaya alışmaya çalışıyorum.. O göbeğe çizgili kıyafet giyip özgüven patlaması yaşıyorum. Haftaları, günleri, kaçıncı ayda olduğumu hala karıştırıyorum (25+3) Fotoğrafta ki bebeği bulunuz! :)


Kendi kendime şirinlikler yapıyorum..


İzlenecek filmler için listeler yapıp, kaçırmamaya çalışıyorum..


Bir çiçek nasıl bu kadar güzel kokar anlamaya çalışıyorum


Bol bol gezip, evde pek durmamanın keyfine varıyorum..


Yazlığa gitme mutluluğu yaşıyorum.. O merdivenlere bakarken çocukken kaç kere koşarak inip çıktığımı, orada ne mutlu günlerim olduğunu, ne kadar özlediğimi düşünüp hüzünleniyorum..


Danbo yapma girişimlerimi sürdürüyorum :)


Bir arada ya da yalnız.. Huzurlu zamanlar biriktiriyorum..



Bütün hayatı boyunca koşarak yürüyen bir insan olarak, mağaza gezer gibi!! yürüme rutinine alışmaya çalışıyorum..
Durmadan tekme yiyorum..
Yüz üstü yatmayı deli gibi özlüyorum.
Arada bazen yine ağlıyorum ama çokça gülüyorum..
Hala bebek için hiçbir şey almamış olmamın şaşkınlığını yaşıyorum, odası seçilecek, bebek arabasına karar verilecek, kıyafet alınacak.. Ne zaman olacak bunlar heyecanla bekliyorum..
Bebek odalarının ve kıyafetlerinin bu kadar süslü! olmasına anlam veremiyorum.
Kız bebek diye her şeyin önümüze pembe konmasından nefret ediyorum..
Düşünmüyorum, düşünmemeye çalışıyorum..

Anlayamadığım şeyler oluyor ama anlatmazlarsa anlayamayacağım için oluruna bırakıyorum..

Tüm korkular, acabalar, sorunlar puff diye uçsun gitsin istiyorum..